"Düşman her türlü hileden aciz kalınca dost görünür:sonra dostlukla öyle işler çevirirki, düşman yapamaz." SADİ
"Uğrunuza göğsünü kurşuna siper edebilecek bir dostunuz varsa ne mutlu size,benim var işte; ne mutlu bana Erol BABA
BOL SOĞANLI YA DA HİÇ SOĞANSIZ
05 EYLÜL 2008
Evet Sevgili Dostlar epeyce bir zamandır kapalı olan dükkanı bugün tören felan yapmadan kurdela felan da kesmeden sessiz sedasız açıyorum işte.Güney Osetya yada Abhazya bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışa dursunlar ben çoktan beri Bağımsız Erol BABA Cumhuriyeti olarak yaşamaya devam ediyorum.Ne Amerika Ne Rusya ne Çin ne dediğerleri umrumda bile değil.Neyse yazımın başlığından uzaklaşmadan yavaş yavaş konuya geçeyim. Son üç ayda neler oldu neler hem Dünya'da hem Türkiye'de ama onların hiçbirine değinmeğeceğim bugünkü yazımda evet bugünkü yazımızın ana konusu SOĞAN çünkü hakikaten son üç ayın en önemli konusu SOĞAN dı benim için çünkü Dünyadaki tüm sorunların da ana sebebi insanlara SOĞAN'ı dayatmaktan ya da yasaklamadan başka birşey değil.Tarih AĞUSTOS 2008, Yer Ludwigshafen ALMANYA-Sofra Kebap.Arkadaşlıkları çocukluk yıllarına dayanan iki kişi dükkandan içeri girer girmez sırayla sipariş vermeye başlarlar.Birini kişi bana bol soğanlı bir döner der hemen arkasından ikincisi benimkinde hiç soğan olmasın der.İşte olayın başladığı ve de bittiği yer burası Can Dostlarım.Dünyada milyarlarca insan yaşıyor ve her biri ayrı karakterlerde elebet özgürlüklerinde bir sınırı olacaktır,birey ben özgürüm deyip başına buyruk hareket edemez ama hiç kimseninde bir başkasına soğnı yasaklama ya da zorla yedirme hakkı da yok.Yok ama maalesef biz insanoğlunun yaradılışında vardır bencillik, isteriz ki herkes tekdüze bizim istediğimiz gibi olsun ve de yaşasın.Karşılıklı olarak birbirimizin fikrine saygı duymayı öğrenebildiğimiz zaman birçok mesele halledilecektir.Eğitim eğitim eğitim diyoruz, elbet eğitimin önem çok fazla lakin Allahaşkına hem siyaset dünyasında hem medyada onca eğitim almış şahsiyetlerin birbirleriyle tarrışm uslubunu bir bakarmısınız.Gündemi biraz olsun takip ediyorsanız ne demek istediğimi hemen anlayacaksınızdır.Bu vesileyle önce evde sonra yaşadığımız toplumda bırakın isteyen döneri soğanlı yesin istemeyen soğansız ki sevgi ortamı olsun savaş ortamı değil..Hepinizi saygı ve sevgiyle kucaklıyorum.Not:Yukarıdaki resim Gaziantep Kalesi'nin yıllar öce çekilmiş bir resmidir,ne alaka diye soracak olursanız bilmeyenler öğrensin istedim:)
ÖZÜR DİLİYORUM
04 Temmuz 2008
Sevgili dostlar yaklaşık bir aydır yoğun işlerim sebebiyle sayfamızı ihmalettiğimin farkındayım..kusuruma bakmayınız..en yakın zamanda tekrar yazışmak üzere..sevgiyle kalın..Erol BABA
KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK
11 Haziran 2008
Hakikaten korkunun ecele faydası yok,o zaman en iyi savunma hücumdur deyip saldırmaktan başka çaremizde yok.Yok yok korkmayın, öyle sağa sola savaş felan açmıyoruz.Konu şu; yaklaşık iki saaat sonra İsviçre'yle futbol tarihimizin en önemli maçlarından birini oynayacağız.Portekiz maçındaki gibi korkak ve de teslimiyetçi bir şekilde oynamazsak bugün kesinlikle galip geliriz.Yani o ruh yoksa keşke en başta söyleseydiniz ya kardeşim.Madem Milli formayı sırtınıza geçirdiniz,o zaman koşacaksınız,sonuna kadar mücadele edeceksiniz, tabiri caizse geberene kadar pes etmeyeceksiniz,en azından Mehmet Aurelio,Colin Kazım kadar koşacaksınız.Bu maçların havasını gurbette yaşayanlar daha iyi bilir.Her ülke kendi tuttuğu takımın bayrağını asar arabalarına.Türkiye olmazsa Almanya diyenlerin çoğu başka hesaplar peşindedirler.Aslında bende dahil %99 umuz kesinlikle istemeyiz Almanların başarılarını.Bunda suç bizim mi?Kesinlikle hayır!En az bizim kadar Almanlarda suçlu.Portekiz mağlubiyeti beni çok fazla etkilemedi,nice 8-0 lar görmüş olan bir baba olarak ama çocuklar çok üzüldü bende onlara üzüldüm.Evet sayın beyefendiler söz sizin şimdi,lütfen adam gibi oynayın kaybedeceksek de öyle kaybedelim,çocuklarımızı üzmeyelim..Saygılarımla..Erol BABA
Sağdakiler,Soldakiler,Arkada ve Öndekiler
28 Mayıs 2008
Eşkiyanın biri elinde silahla kahvenin birine girmiş ve olanca gücüyle bağırmış; Sağ tarafta oturanlar O.....çocuğu,sol tarafta oturanlar pezevenk,itiraz eden ayağa kalksın demiş.Çok sürmeden Temel ayağa kalkmış.Eşkiya silahını Temel'e çevirmiş ve sormuş;Demek itiraz ediyorsun.Temel hemen cevaplamış.Hayır efendim ne münasebet,ben yanlış yere oturmuşum da demiş..
Evet sevgili dostlar maalesef sadece sağda ve solda oturanlar değil aksine önde ve arkada oturanlara da bir çift söz söylenecek noktadayız millet olarak.Türk görünümlü Araplar,Kürt görünümlü radikal Ermeniler,Müslüman görünümlü alçaklar,vatansever görünümlü hainler,namus abidesi görünümlü fahişeler,dürüstlük timsali deyyuslar ve daha neler neler her yanımızı sarmaşık misali sarmış.Sayıları aslında tahmin ettiğiniz kadar çok değil bu şerefsizlerin.Toplam nüfusun %10 u civarındalar ama gelin görünki eğitimsiz ve gariban halkı türlü vaatlerle kandırıp yanlarına almayı başardıkları için sayı olarak inanılmaz çok görünüyorlar.Büyük devlet adamlarımızdan rahmetli İsmet İnönü ne demişti "Namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülke için kurtuluş yoktur." Şimdi bakıyorumda devir namussuzların devri.Aslında genel anlamda Dünya'nın gidişi iyi değil ama benim canım memleketim de durum daha da vahim.Amerikan emperyalizminin el atmadığı yer yok Dünya coğrafyasında ama en iyi ve de en kolay at oynattıkları ender ülkelerden biri de maalesef Türkiye.İçerideki hain işbirlikçileride koynuna alan ABD uzaktan kumandayla her istediğini yaptırtıyor bize.Belkide Cumhuriyet Tarihinin hiç bir döneminde sağımız,solumuz,arkamız,önümüz iç ve dış düşman tarafından bu denli kuşatılmamıştı.Eh ne olacak aşiret reisi Talabani'nin Cumhurbaşkanı olduğu bir dönemden geçiyoruz.Can ciğer kuzu sarması olduğumuz Suudi Arabistan vb ülkelere bakınca insanın haşa ey Allah'ım daha ne beklersin KIYAMET için tam vakti değilmi diyesi geliyor.İnsanın inanası gelmiyor.. Nerden nereye deyip isyan etmekte fayda getirmiyor .Şimdi iki çift laf daha laf etsem beni de Ergenekoncu deyip atarlar kodese..Çocuklarımıza daha güvenli yarınlar bırakmak istiyorsak başımızı kumdan çıkarmaktan başka çaremiz yok bilesiniz,yok halinizden memnnunsanız sorun yok, o halde ister sağ ya da sol ister ön ya da arka farketmez,buyrun istediğiniz yere oturabilirsiniz.Selam ve saygılarımla.Erol BABA
Yeraltında Yaşamak
15 Mayıs 2008
Yeraltı dendiğinde çoğumuzun aklına pekte içaçıcı şeyler gelmez ama ben size bugün sizin bildiğiniz yeraltından bahsetmeğeceğim kaldı ki sizin aklınıza gelen yeraltı mensuplarını benim anlatacağım yeraltında bağlasanız tutamazsınız.Yanımda metre olmadığı için ölçemedim ama adım'la yaklaşık eni boyu bir yani altışar adım civarında,yükseklik nerdeyse kafam değecek,ben 1,78 isem burası 1,80 lerde işte.Nereyimi anlatıyorum size.Nacizane bu yazıları yazdığım yer olan malikanemden başka yer değil anlattığım yer.Pencere felan yok dışarıya bakan,yani o yerüstündeki iğrençliklerin hiçbirini görme imkanım yok.İki adet floresan aydınlatıyor burda Dünya'mı,birde siz dostlarım diyebilirim çünkü yerüstünde size çok vakit ayıramıyorum ama malikanemde aklım fikrim sizlerde bunu bilesiniz.Kendi başına hükümdar olmaktan öte birşey burda hayat,bazen keşke daha uzun saatler kalabilsem burada diyorum ama yer üstünün keşmekeşi beni yeraltında da rahat bırakmıyor,haykırırcasına çağırıyor beni.Kimi zaman duymazdan gelsem de,çoğu zaman hiç istemesemde çıkmak zorunda kalıyorum yerüstüne..Gurbetliğin 7.senesinde Almanya'nın hiçbirşeyini sevmedim,yeraltındaki özgürlüğünü sevdiğim kadar.Yazımın başında da söyledim,canım memleketimi soyup soğana çeviren yeraltı zibidilerini o anlamda burda tutmanız mümkün değil,bir dakikada pes ederler alimalllah..Dileyen bütün dostlarımı misafir edebilirim yeraltı misafirhanemde..isterseniz size bir kaç da referans verebilirim,burda misafirim olupta memnnuniyetini dile getiren dostlarımdan..Mesela Tolga BABAN,Erol BOZTEPE,Bülent KOZAKLI,Irfan ERDİM...Bende denemek istiyorum diyorsanız,buyrun gelin başımınüstünde yeriniz var..Saygılarımla..Erol BABA
Peyniri Ucundan Isırmak
13 MAYIS 2008
Bundan yaklaşık otuzbeş yıl öncesine götürmek istedim bugün sizleri,yani peyniri ucundan ısırdığımız,ekmeğimize katık yaptığımız o günlere.Siyah beyaz televizyonun bile Gaziantep'e henüz geldiği o günlere.Varoşlarda yaşamayanların çok da anlayamayacağı bir terimdir Peyniri Ucundan Isırmak neyse ki benim sülalemin neredeyse tamamına yakınının VAROŞ tecrübesi olduğundan ne demek istediğimi onlar çok daha iyi anlayacaklardır.Eh bırakın Jet Sosyete anlamasın yazdıklarımı,laf aramızda ama çokda umrumda değil..Yıl 1974 başları Yukarıbayır Mahallesinde oturuyoruz,sol yanımızda rahmetli KIRO ,çaprazımızda ise ününü tüm Türkiye'nin bildiği Palaz Abdullah...Kan davaları köylerden şehirlere göç etmiş ortalık tabiri caiz ise Teksas misali.Ölümü biz çocuklar bile kanıksamışız.Akşamları KIRO Amca'nın tek göz evine tüm mahalle doluşuyor,sebebi mi?Tek siyah beyaz televizyon onda da onun için.Adamcağızın evi sinemadan beter ouyordu da inanın bir iki sözlü müdahelenin dışında hiç sesini çıkarmıyordu.O dönemlerde sabah kahvaltılarımızın vazgeçilmezi Antep Peyniri,zeytin ve ev reçeliydi.Yumurta mı?Yemin olsun her zaman bulunmazdı.Sofranın kralı ise Antep Peyniriydi.Öyle peyniri alıp lop diye ağıza atmak yok yani,önce o'na şefkatle bakacaksın,boyunu posunu seveceksin,sonra bol miktarda ekmekle beraber ucundan azıcık ısıracaksın,sana ayrılan kısım bittiyse diğerlerinin peynirine sakın ola sırnaşmayacaksın.Şimdilerde çok şükür evel Allah'ın sonra da babamın sayesinde Peynirde kota kalktı yani ye yiyebildiğin kadar..Sanırım bir çoğumuzda da durum aynı ama biliyormusunuz ki halen benim canım memleketimin çilekeş insanlarının yarıdan çoğu Peyniri Ucundan Isırmak zorundalar..Bugün benim Doğum Günüm ve bugün ben her nedense kalkıp o günlere gitmek istedim,dün peyniri ucundan ısıranlar bugün de peyniri halen bulamayanların olduğunu bilin ve de onları unutmayın, unutmayalım.Bugünden sonra peynire her el uzattığınızda çevremizdeki yardıma muhtaç insanları düşünmeniz ve de yardımına koşmanız temennisiyle hepimize bol peynirli ve de sağlıklı nice yıllar
ANNELER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN
11 MAYIS 2008
Eli öpülesi analarımıza olan borcumuzu ödemeye kalksak ömrümüz yetmez,onlar değilmidir ki bizi önce tam 9 ay boyunca karınlarında ve daha sonra hiç bir karşılık beklemeden ömürlerinin sonlarına kadar omuzlarında,yüreklerinde taşırlar.En zor anlarımızda hep yanımızda analarımızın nefesini hissederiz.Elbet babalarımızda canlarımız ve başımızın üstünde yerleri var ama ben bir baba olarak itiraf adeyim ki anaların yerini hiçkimse tutamaz..Bu vesileyle birkez daha hakeden tüm anaların(Güley Nene başta olmak üzere çünkü kendisi şu anada sülalemizin yaşayan en büyük ANNESİ) anneler gününü yürekten kutluyorum.Hakeden diyorum çünkü değişen dünyanın aşağılık işlerine alet olup analık vazifelerini unutan ve de keyfi uğruna saçmalıkların içerisinde yer alan ya da almak üzere olan bir dolu sözümona anne adayları var ertafımızda..Magazin dünyasında boy gösterip ana olma sıfatından bile rant elde etmeye çalışanları ise tümüyle kınıyorum..Ebediyete intikal etmiş analarımıza da Allah'tan rahmet temenni ediyorum.Saygılarımla..Erol BABA
Mehmet'in Giderken Anlattıkları
08 Mayıs 2008
Maalesef son dönemde birbiri ardısıra yaşadığımız acı olayların son halkası sevgili Mehmet Selvi kardeşim ve gencecik iki arkadaşı oldu. 23 Nisan günü Halil Amcamızın ölümünden sonra hiçkimsenin aklına gelmezdiki tam 1 hafta sonra hayatının baharında sevgili kuzenimiz Mehmet'te aramızdan ayrılacak.Gaziantep şehir merkezinde akıllara durgunluk veren bir kaza sonucu hayata gözlerini yuman sevgili Mehmet Kardeşimin acı haberi basta Türkiye olmak üzere tüm yakınlarına yıldırım hızıyla ulaştığında yürekler dağlandı,ulaşabilenler cenazeevinde buluştuk 1 Mayıs Günü.Manzarayı tarif etmeme gerek yok herkes şokta ve herkes büyük bir acı içinde..Çok ama çok uzun zamandır görüşemediğim dostlarla buluştuk Mehmet'in etrafında ve hatta cenazesi yıkanırken hemen başucunda.
Sanki uyuyordu,sanki dokunsak uyanacak gibi duruyordu,yetişkin bir insandan öte masum bir bebek ifadesi vardı yüzünde..İnanası gelmiyordu insanın ama gerçek olan tek şey Mehmet'in yüzünü son kez görüyorduk.Bize birbirinize sahip çıkın,kısır çekişmelerden uzak durun diyordu.Ölüm gerçeğini hemde öylesine hatırlatıyorduki bizlere.Cenaze Namazı için toplananlar arasında belkide benim gibi uzun zamandır birbirlerini göremeyen ne insanlar vardı,Mehmet ölümünde buluşturmuştu bizleri.Dedim ya maalesef son dönemde yazılarımın çoğunda ölüm temasını işledim.Gerçek olan şu ki hepimiz öleceğiz ama Allah'ım hiç kimseye evlat acısı göstermesin.Bu vesileyle sülalemizin tüm fertlerine başasağlığı,sevgili Mehmet Kardeşime Allah'tan rahmet diliyorum.Antep'te bulunduğum bir kaç gün içerisinde benden yakın ilgisini esirgemeyen tüm canlarada kucak dolusu teşekkürlerimi iletiyorum.Saygılarımla.Erol BABA
Bir Ananin Gözyaslari
26 Nisan 2007
Hicbir kelime yetmez anlatmaya bir ananin evladini kaybeden bir ananin gözyaslarini anlatmaya..Dayanilamaz olur hayat, nefesin bogazina dügümlenir..Birde yalnizlik eklenirse üzerine tammiyla cekilmez olur yasamin bundan sonrasi..Bir ana ve iki ogul günlerden 15 Mart 2005..Telefon sesiyle irkilir ANA karsisindaki ses hicde yabanci degildir..Kücük ogludur telefonun öbür ucundaki Anam der,canim anam maalesef kardesim Tom Motosikletiyle kaza yapmis der..Bir anda sessizlige bürünmüs binayi Ana’nin ciglik sesleri inletir..büyük ogul konusmaya devam eder anam maalesef Tom öldü der..Oldugu yere cöken kadincagizi yasli kocasi tutar ellerinden kaldirmaya calisir..Ve kücük bir cocuk cikar annesinin ellerini tutup oturduklari dairenin kapisindan.Ciglik cigliga aglayan kadin bitisik komsudan baskasi degildir.Bir ananin oglunu kaybettikten sonraki feryadina bir ana ogul taniklik ederler..Ogul henüz 4 yasinda olmasina ragmen dolar gözleri ve kafasindaki sorulari pesi pesine siralamaya baslar…. Sevgili Dostlar,dün yasadigimiz bu olay bana bir seyi birkez daha anlatti..Kimi olumsuz taraflarimiza ragmen bizim millet bir baska..Su an oturdugumuz dairede 3.yili doldurduk ama inanin bana bitisik komsu ile bir merhabanin disinda kontagimiz yok..Öyleki hangi ülkeden olduklarini dahi bilmiyoruz.Gece isten eve döndügümde duydum komsumuzun henüz 37 yasindaki oglunu kaybettigini..Icime kor ates düstü öylesine üzüldüm..Neye üzüldüm biliyormusunuz?Düsündüm benzer bir olay Türkiye’de olsa (gerci büyük sehirlerimiz maalesef buralara benzemeye basladi ama..) en azindan ailenin yaninda yakin akrabalari,arkadaslari,dostlari bulunur onlara destek olurlardi.Yapayalnizlardi komsu kari koca sabaha kadar ben uyuyamadim..Sabah kadincagizin aglama sesi kapiya yönellti bir kez daha beni..Kizim Dilan’a hissettirmemeye calistik lakin Pele yani oglum sorularina gün boyu devam etti..Yalnizmiymis?Yaninda kim varmis?vs…Hayat gercekten cok acimasiz..Azrail randevu vermiyor insana…Ölüm hepimiz icin ama hani habersizce yakalanmak ölüme ve aniden cekip gitmek.. Burasi Avrupa,burasi Bati Avrupa hani ugruna ne ödünler verdigimiz AB’nin merkezi sayilabilecek bir yer..Ekonomik olarak belki bizim hayallerimizin cok ötesinde yasiyor burdaki insanlar ama hani bizim o insanlik dedigimiz kavram var ya onun cok uzagindalar;Hani sanatci Kivircik Ali’nin dizelerinde belirttigi gibi Burda dost bildigin,Isirgan otu misali..Yönümüzü Batiya cevirelim lakin ne olur bizi biz yapan degerlerimizden her ne pahasina olusa olsun vazgecmeyelim buna AB dahil..Esimize,dostumuza,arkadasimiza,komsumuza,akrabamiza simsiki sarilalim..Unutmayin ates düstügü yeri yakiyor,hemde öyle bir yakiyor ki…Ben bugün komsumuzun oglunu kaybetmesine cok ama cok üzüldüm ama o ana’nin yalnizligi beni dahada üzdü..Icimizde bazi art niyetliler olsa bile kültürümüze sahip cikalim,milletimizin kiymetini bilelim..
Burada Cuma Namazı Kılınmaz !
25 Nisan 2008
Sanmayınki medeniyetin orta yerinde yaşıyoruz, Almanya'dan bahsediyorum burda öylesine gerici ve yobaz kafalılar varki inanın bana Türkiye'de en radikal bölgelerde bile böyle "dangalakları" bir çırpıda bulamayabilirsiniz.Konu, Almanya'da bir camiide geçiyor,o gün oraya misafir olarak gelen sözümona müslüman,camiide bulunan bir arkadaşımıza burda kılınan cuma namazının kabul olmayacağını söyler.Arkadaşta sebebini sorduğunda çok bilmiş geri zekalı şu cevabı verir;Burda Beton Kemal'in (Mustafa Kemal Atatürk) resmi asılı,o sebeple namaz kabul olmaz...Bu lafları söyleyen afedersiniz "hayvana" burdan iki çift laf söylemek istiyorum.Ey be akılsız ve bir o kadarda vicdansız hiç mi Allah korkusu yok sende..?Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmasaydı bugün kiminiz İngilizlerin,kiminiz Fransızların,kiminiz İtalyanların torunu olacaktınız.Aslında sana burdan daha güzel şeyler de ifade etmek isterim lakin terbiyem müsait değil.İşte Almanya bu tip kafalardan geçilmiyor bilesiniz.Sanmayınki burda herşey güllük gülistanlık,geri zekalı dünyanın heryerinde gerizekalıdır,uzaya gönderseniz değişmez.Dirisi beş para etmez adamlar hasbel kader kendilerini buraya atmış,iş güç sahibi olmuşlar ve sonrasında buradan kimi öyle kimi böyle atıp duruyorlar.Gün sizin gününüz!Atın bakalım..ama sakın unutmayın ki Keser döner sap döner gün gelir hesap döner..misali hesap döndüğünde de sığınacağınız liman Türkiye Cumhuriyeti Devleti olacaktır..Sizin gibi geri zekalıları kim ne yapar...Saygılarımla..Erol BABA
Sevgili GÖKÇEN'E Mektup
22 Nisan 2008
İnsan hiç ama hiç tanımadığı birisinin ardısıra gözyaşı dökermiymiş,ben ağlıyorum işte..seni tanımama gerek yok birilerinin bana seni anlatmasına da sevgili Gökçen biliyorumki sen bir meleksin,nasıl ki sen bizi ordan görüyorsun bende seni görüyorum..bakma sen ardınsıra ağladığıma,gözyaşlarım yaşadığımız Dünya'nın adaletsizliğine..sen ilk değilsin ve maalesef sonda olmayacaksın.O zihniyet o memlekette olduğu müddetçe son olmayacaksın,suçluların yaptıklarının cezasını çekmedikleri müddetçe son olmayacaksın Gökçen,son olmayacaksın.Ateş düştüğü yeri yakar meleğim,biliyormusun ki seni sevenlerin yüreğine kor ateş koyupta gittin, ama için rahat olsun, sevgili Baban başta olmak üzere seni seven herkes sorumluların cezalandırılması için ellerinden gelen gayreti gösteriyor,için rahat olsun sevgili meleğim.
Ve bende bir baba olarak senin davana omuz vermekle gurur duyarım bilesin,bu arada unutmadan söyleyeyim kızım Dilan Sıla ablalık yapacak Sencer Abla'na,için rahat olsun sen ordan bize baktığın müddetçe biz seni göreceğiz ve Dünya varoldukça yüreklerimizde olacaksın.İnsan yaşamının bu kadar hafife alınmaması gerektiğini bazılarının kafasına sokuncaya kadar mücadele edeceğiz,sana kıyan zihniyetin başka yürekleri dağlamaması ve anaların,babaların , kardeşlerin Gökçenlerin ardısıra ağlamaması için mücadele edeceğiz.Sen gül oyna orda,ve bizleri sakın unutma..nasıl ki sen bizleri görüyorsun inan bizde kalplerimize her baktığımızda seni görüyoruz.Seni çok seviyoruz..Gözlerinden öpüyoruz....
Not.Sevgili Gökçen 26 Haziran 2006 tarihinde, cahilce bir ihmalkarlık sonucunda maalesef aramızdan ayrılmıştır.Sevgili Gökçen için kurulan siteyi ziyaret etmenizi ve bahsi geçen konuda destek olmanızı rica ediyorum.Unutmayalım ki hepimiz çoluk çocuk sahibiyiz.Cehalet kaderimiz olamaz, olmamalı.Saygılarımla
www.gokcengocer.com
BUGÜN ANTEP'TE OLMAK VARDI
20 NİSAN 2008
Damdan düşenin halinden çoğu zaman damdan düşen anlar,gün olur onlarda anlamaz,anlayamaz.Gurbette yaşamak birde duygusal iseniz hakikaten çok da kolay birşey değil.Bugün sabah uyandım ve yine kendi kendime muhasebesini yaptım yaşadığımız hayatın.Bu sabah ne yapmak isterdim biliyormusunuz,Antep'te ki çocukluk arkadaşlarımla buluşup geçmişi yad ederek kahvaltı yapmak isterdim.Gurbette belki birçok şey var ama siz yoksunuz can dostlarım ve sizin yokluğunuzu fazlasıyla hissettiğimden olsa gerek yaşadığım hayatın pek de tadı tuzu yok.İnsan önce kendi ailesi ve sonrasında dostlarıyla payalaşabildiği kadar mutludur bence.Sabah sabah birde üşenmeden hesap yaptım ve bu hesap sonucunda duygularım daha bir depreşti..Yani düşünsenize belki Allah ömür verirse 30 yıl daha yaşayacağım.Her yıl düzenli olarak izine gitme şansım olsa bile bu canım dostlarımı senede 10 gün 30 senede 300 gün daha görebileceğim.Yani askerlik süresinden bile kısa.İşte bunları düşününce,bırakın Almanya'yı Dünya'yı bana bağışlasalar ne anlamı var..Yani Sedat'la,yani İbrahim'le Mehmet'le,yani Ali Ekber'le Aytin'le,Tarık-Faruk'la,Tolga'yla,Küçük Erol'la Faruk Komutanımla ve adını sayamadığım birçok dostumla istediğim zaman iki kelam edemiyorsam eğer ,Dünya benim olmuş neyleyim.O nedenledirki ordaki dostlara sesleniyorum,birbirinizin kıymetini bilin ve her fırsatta biraraya gelin..bu sabah yanınızda olsaydım size aşağıdaki fıkrayı anlatacaktım,şimdi o fıkrayı okuyun ve gülün,ben burda yeterince güldüm..Hepinizi sevgiyle selamlıyorum...Erol BABA
Papağan ve kadın
Kadının biri bir petshop a gider ve : - "Bir papağan almak istiyorum". der.Mehmet ismindeki petshop sahibi : - "Hanımefendi elimde bir tane papağan kaldı fakat bu papağan çok küfürbaz almak istemezsiniz sanırım". Bir papağan sahibi olmak isteyen kadın : - "Hayır almak istiyorum". der ve papağını alır. Evine geldiğinde bir bakar ki gerçekten papağan kadını her eve geldiğinde : - "Hoşgeldin o***pu". diyerek karşılar. Buna dayanamayan kadın papağanı alır ve petshopa geri götürür. - "Mehmet bey bu papağan gerçekten çok terbiyesiz. Her eve geldiğimde beni hoşgeldin o***pu diyerek selamlıyor ve ben buna dayanamıyorum. Papağını geri getirdim ve paramı geri istiyorum". Fakat o anda paraya ihtiyacı olan Mehmet bey : - "Hanımefendi merak etmeyin birkaç gün bana bırakın ben terbiye edeyim daha sonra gelin alın..." Kadın inanmayarak da olsa "tamam" der ve gider. Mehmet papağanı alır ve bir çaydanlık su kaynatır. - "Ne diyeceksin lan kadın eve geldiğinde?" diye sorar papağana.Papağan da : - "Hoşgeldin o***pu diycem." der. Bunun üstüne papağanın kafasını kaynar suyun içine sokar ve tekrar sorar.Papağan yine aynı yanıtı verir. Bir olur , iki olur ve papağan işkenceye dayanamaz - "Hoşgeldiniz hanımefendi diycem" der. Ertesi gün kadın gelir ve Mehmet bey kadına papağanı terbiye ettiğini söyler. Kadın bunu kontrol etmek istediğini söyler ve papağana sorular sormaya başlar. - "Ben eve geldiğimde bana ne diyeceksin?" - "Hoşgeldiniz hanımefendi" diyeceğim der papağan. Kadın çok şaşırır ama emin olmak için devam eder. - "Peki yanımda bir kız arkadaşımı getirirsem ne diyeceksin?" - "Hoşgeldiniz hanımefendiler" diyeceğim. - "Peki yanımda bir erkek arkadaşımı getirirsem ne diyeceksin?" - "Hoşgeldiniz beyfendi" diycem. Peki yanımda iki üç erkek arkadaşımı getirirsem ne diyeceksin?" Papağan biraz duraksar ve cevap verir : - "Oğlum Mehmet suyu kaynat bu karı harbi o***pu!!!"
GÜLE GÜLE FELDKAMP
18 NİSAN 2007
Feldkamp Hoca'nın Galatasary'dan gönderiliş şekliyle ilgili olarak kaleme almış olduğum makaleye köşesinde yer veren Zaman Gazetesi Avrupa Spor Müdürü Sayın Seyfi Alp'e Teşekkür ediyorum.Saygılarımla.Erol BABA
GÜLE GÜLE FELDKAMP HOCAM/EROL ÇELİK
Herşeyi biz biliriz ya!Oldum olası söylerim bizden daha bilgilisi yoktur diye!Herşeyde olduğu gibi futbol bilgisinde de üstümüze yoktur.Çok bilen çok yanılır atasözü bizden çıkmış olsada bu lafın gereklerini pek yerine getirdiğimizi söyleyemem.Geçmiş dönemlerde de ne değerler geldi geçti ama son olarak Sayın Feldkamp’a yapılan bir futbolsever olarak beni çok üzdü,esas üzüldüğüm ise bazı futbolcuların ikiyüzlülüğü.Bu takımı sezon başından beri öyle ya da böyle buralara kadar taşıyan Sayın Feldkamp ve ekibiydi.Madem bu kadar başarılısınız,önümüzdeki sezon içinde Yeni Teknik Direktör getirmeye ne gerek var,kendiniz kurun takımınızı ve çıkın oynayın.Asırlık çınar Galatasaray’ın düştüğü hallere bakın lütfen.Herşey Şampiyonluk mu?Madem başarıda kıstas şampiyonluk varın gidin şampiyon olun bu sene.Peki ilkeler ne olacak,idealler ne olacak?O yüzden değilmidir ki UEFA şampiyonluğunun üstüne birşey koyamadınız ve her geçen gün borç batağının içine saplandınız.Bilen bilir de bilmeyenlere ben hatırlatayım.Geçmiş birkaç yıldaki mali tablosuyla Galatasaray Batı Avrupa Liglerinde olsa kesin küme düşürülürdü.Neyse benim esas anlatmak istediğim konuysa Sayın Feldkamp’a oynanan oyun.Takım içinden futbolcular istemiyormuş.Futbolcuların haddine mi hocayı tayin etmek ama eğer yöneticiler işin ehli değilse daha doğrusu onlarda başkalarının kuklası olmuşlarsa yapacak birşey yok elbet.Feldkamp hocadan başka yönlü faydalar elde etmek varken adamı sıkıştırdık köşeye ve kıs kıs güldük ardısıra.Sonrada neden ünlü hocalar ya da futbolcular ki bunların içinde Türk futbolcularda var, Türkiye’ye futbol yaşantılarının son dönemlerinde geliyorlar deyip serzenişte bulunuyoruz.Neden olacak hatır gönül bilmiyoruz,profosyonellik nedir bilmiyoruz daha doğrusu biz bu işi bilmiyoruz da ondan.
GÜN AKŞAM OLDU
11 NİSAN 2008
Bizde 35 olan yolun yarısı Almanlarda 50'ler civarında dolanır durur yani bizde 50'li yaşlılarda insanlara neredeyse işi bitti bitecek gözüyle bakılırken burda yolu yarıladı gözüyle bakılıyor.Zaten ölüm yaşı ortalamalarıda bu tezimi doğrular nitelikte.Yaşamayı bilmediğimiz bir gerçek ve kendimiz için birşeyler yapmadığımız,kendimize vakit ayırmadığımız ise bu gerçeği tamamlayan bir başka gerçek.Sağlığımızın kıymetini bilmeyiz,atın ölümü arpadan olsun felsefesi en okumuşlarımızın bile tercih ettiği bir yol olmuştur.Bugün 60'lı yaşlarda olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının arasında bir anket yapılsa ve en son ne zaman koşuya çıktınız diye sorulsa eminim erkeklerin %90'ı ben askerdeyken diyecektir ve maalesef kadınlarımız arasında bu oran dahada yüksek çıkacaktır.Yani sağlıklı yaşamın bir parçası olan spor yapmak ta bize pek uzaktır!Sonra şikayet edip dururuz daha 40'lı yaşlarla birlikte ve bazen dahada erken,gün akşam oldu deriz,40'ından sonra gelen beyliğin ta....deriz..derizde deriz işte.Çağımızda birçok hastalığın birinci sebeplerinden birisi olan stresten uzak durabilmeyi bir başarabilsek,çok değil biraz olsun spor yapabilsek eminim hayatımızın rengi değişecektir.Ben derim ki at ölecekse bile gelin sebebi arpa olmasın,hayat bizim hayal ettiğimizden kısa ve bir o kadar da hızlı geçiyor.Sağlığımıza dikkat edelim,unutmayalım ki zaman zaman bu hayattan bıksak bile sağlıklı bir şekilde yaşamak hakikaten çok güzel,sahip olduğumuz beden ve ruh bir tek bize ait değil,bizimle birlikte sevenlerimizinde bizde emeği var ve en azından bunun için dahi olsa sağlığımıza dikkat edelim,gün akşam olmadan vakit geçmeden.
Saygılarımla.Erol BABA
İçindekiler ( 11 Nisan 2008)
İndin Sandım (bkz.Birazda Gülelim)
Elimden Gelen Bu (bkz.Şiir Köşesi)
Bunun Adı Aşk (bkz.Spor)
MEMLEKETİMDEN EŞEK MANZARALARI ( II )
06 NİSAN 2007
Sözlerime sayfamı düzenli olarak ziyaret eden bazı dostlardan özür dileyerek başlamak istiyorum %100 haklısınız,son dönemde sayfamı fazlasıyla ihmal ettim ama inanın bana Süleyman Demirel'in dediği gibi bu süre zarfında kendimi düşündüysem namerdim ne yaptıysam sizler için yaptım deyip başlıyorum sözlerime..
Evet tam 1 yıl sonra tekrar vatan topraklarına ayak basmak kısmet oldu..Havadan herşey çok daha güzel,uçak İstanbul semalarında süzülürken muhteşem görüntüler vardı doğrusu,İnönü Stadyumunun üzerinden Beşiktaş-Trabzonspor maçınıda gördükten sonra nihayet uçağımız alana indi.İnsanın kendini, kendi memleketinde daha bir güvende hissetmesi lazım ama indiğim andan itibaren içimi acaba biri beni ne zaman çarpacak korkusu bürüdü.İlk karşılaştığım şahsa gideceğim otele nasıl gidebileceğimi sordum ve sağolsun olabildiğince kibar bir şekilde yardımcı oldu bana.Otel'e yerleştikten sonra kısa bir gezinti yapmak istedim ama inanın İstanbul'da gece dolaşmak her babayiğidin harcı olmasa gerek,hemen otele geri döndüm.Sabah Metro'yla Eminönüne doğru yola çıktım ve memleketimde esas aradığım şeyi de Metro istasyonunda buldum,isminin Eyüp Öztürk olduğunu öğrendiğim birisi oturmuş ney çalıyor daha doğrusu ney'i konuşturuyordu,kısa bir konuşma geçti aramızda..işte o ezgiydi benim aradığım ve özlediğim..Adam gibi adamların sayısının giderek azaldığının zaten farkındaydım ama bu geziyle birlikte endişelerim tamamen ortadan kalktı maalesef..Bu memleket adam olmaz fikrimin doğruluğunu bir kez daha kendi gözlerimle gördüm.Başbakan,Bakanlar ve bazı yalakalar boşuna milleti kandırmaya kalkmasınlar memleket eskisnden de kötü ve kötüye gidiyor.Tehlikenin nereden geleceği belli değil..Geri zekalı gibi bir Türban meselesidir almış başını gidiyor..Kürt meselesine değinmek bile istemiyorum..Sadece ulaştığı boyutu bir cümleyle ifade edeyim ki Gaziantepteki Nevruz Kutlamalarında Başbakana ölüm sloganları söyleyebilecek kadar vahim durum..Memelekette satılmadık yer bırakılmamış..Size anlayacağınız dille konuşmak istiyorum; "Allahı'ınızdan bulasınız.."
Tarihimiz boyunca ne zaman tam bağımsız olduk tartışılır ama hiçbir zaman bu kadar haince birilerinin köpeği olmadık daha ötesi yok..yani durum içler acısı.Dün Avrupa Ülkücüleri'nin Hürriyet Gazetesi'nde çıkan şiirimsi bir ilanları vardı inanın okurken gözlerim doldu,hemen atlamayın o anlamda ben ülkücü felan değilim ama Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi Söz Konusu Vatansa Gerisi Teferruattır fikrinden hareketle benim içinde önce vatan gelir gerisi teferruattır.Aziz Nesin bu memlekette yaşayanların % 60'ı aptal derken birşeyi daha ilave etmeyi ya unutmuş ya da söyleyecektide ömrü yetmedi,izninizle o'nu da ben dile getireyim bu memlekette maaalesef bir o kadarda ahlaksız var yani her konuda ahlaksızlık almış başını yürümüş.İnanın bana adam para için gözünü kırpmadan bırakın vatanı satmayı kendini satar hale gelmiş..Şeref,namus,dürüstlük zaten çok yoktu da olanda kalmamış.Oyunu kuralına göre oynamayan her kesimden insanın bir yılda ayakları havaya gelir duruma gelmiş memleket.Suçlunun yaptığı yanına kar,ölene Allah rahmet eylesin zihniyeti hakim.Deli saçması atasözleri,sözümona cemaatler,ermişler,medyumlar..ve daha neler neler ..anlayacağınız her türlü pislik var.Aşağılık medyanın satılık kalemleri daha doğrusu silahşörleri iş başında ki bunların başını Mehmet Barlas,Engin Ardıç ve Hadi Uluengin gibi ne idüğü belirsiz şahıslar çekiyor.Yağmur nereye yağarsa tarlayı oraya çeken bunlar ve bunlara benzeyen gazeteci bozuntularınında bir gün birisi çıkıp yüzüne tükürecek elbet.Milletin gözünün içine baka baka laf ebeliği yapmaktan başka bir işe yaramayan bir dolu insan işte.Yani memleketimde, ben çok fazla insan manzarası göremedim ama doğrusu istemediğinz kadar eşek manzarasına rastladım.Üzülerek söyleyeyim ki durum çok vahim.Peki bugün gelinen noktanın suçlusu tek başına AKP iktidarı mı?Kesinlikle hayır.1950 yılından beri bu ülkede iktidar olan tüm hükümetler suçlu.Bu halk eğitilmediği müddetçe,bu halk aklını başına toplamadığı müddetçe durum daha da kötüleşecektir.Önce halkın düzelmesi gerek,aksi takdirde sonumuz Irak'tan kötü olur bilesiniz.Saygılarımla.Erol BABA
MEMLEKETİMDEN EŞEK MANZARALARI ( I )
19 MART 2008
Tam üüüüüüüüüüüüüüç gündür memleketimin topraklarında dolaşmakta olan ben deniz Atatürk Havalimanına indiğim andan itibaren karşılaştığım eşek manzaraları'nı yine bu başlık altında sizlerle paylaşacağım..öyle Ahmet Çakar kadar iddialı değilim ama eğer bu memleket adam olsun benide ölmüş eşek tepelesin..neyse bayramlık ağzımı şimdi değil ama sonra muhakkak açacağım sonunda ölüm olsa bile umrumda değil...Saygılarımla..Erol BABA
FARZET HİÇ AYRILMADIK
12 Mart 2008
Farzet hiç ayrılmadık
Gözümde tütüyor
Gözümü tütsülüyorsun hala
Hep birlikteyiz sanki
Seninle ben ve DÜNYA
CAN YÜCEL
02 MART 2008
Kendi adıma söylüyorum,keşke bugünleri görmez olaydım.Tam Bağımsız Türkiye'ymiş siz onu benim küllahıma anlatınız.Sizler alışmışsınız kafanıza çuvalda geçirseler,çorapta örseler fark atmiyor ama bir vatandaş olarak benim ağırıma gidiyor son dönemde yaşadıklarımız.Birilerinin uşağı olarak yaşamak incitiyor yüreğimi.Utanın ve hatta yerin dibine girin ki halen ağzınız kulaklarınızda sırıtıyorsunuz..Suç sizde değil inanın suç sizde değil suçun tamamı sizi buralara getiren ve halen tutan bu halkta..Hürriyet'ten sayın Yılmaz Özdil ne güzelde yazmış bugünkü yazısında ;
"BÖYLE BAŞA BÖYLE TARAK"
Evet sözün özü bu böyle başa böyle tarak..emperyalist babamız kalk der kalkarız,otur der otururuz..tarihte bu kadar alçak bir duruma düştüğümüz olmuşmudur bilmiyorum..Öyle bol keseden laf atmakla olmuyor bu işler,birbirinize çok yavuzsunuz da maşallah elin oğlu karşısında kuzu misali meeleyip duruyorsunuz..Ben sizin Türklüğünüzden de,müslümanlığınızda da ve hatta insanlığınızdan da şüphe ediyorum..Tam bağımsız Türkiye'ymiş hadi canım sizde..siz onu benim küllahıma anlatın..
GÜLEY NENEMİZ KAZA GEÇİRDİ
25 ŞUBAT 2007
Herkesin hayatında önemli yeri olan birileri vardır,Güley Nene'ninde (ya da nine) bizim aile için apayrı bir yeri ve önemi var.Çocukluğumuzun en güzel günleri o'nun dizinin dibinde geçti,o duruşuyla o dinamikliğiyle örnek oldu bizlere.
Bizim sülalenin en yaşlı kişisi konumundaki Güley Nenemiz maalesef geçen hafta geçirdiği trafik kazası sonucunda vücudundaki kırıklarla hastaneye kaldırıldı,tedavisi halen devam ediyor..Umarım en yakın zamanda sağlığına kavuşur..Kendisine tüm ailemiz adına geçmiş olsun diyor ellerinden öpüyorum.
ÜZÜM YEMEK YA DA BEKÇİ DÖVMEK
25 ŞUBAT 2008
Ludwigshafen'de meydana gelen yangının üzerinden neredeyse 1 ay geçti ama yangının sebebiyle ilgili halen resmi açıklama yapılmadı ya da yapılamıyor..Bu konunun üzerinde fazla durmak istemiyorum çünkü benim kendi kanaatim şu ki araştırmayı yapan beyzadelerin niyeti çok ama çok aşikar;Bu arkadaşların niyeti hem üzüm yemek hemde bekçi dövmek o nedenle benim umudum kalmadı.Yangının ilk günlerinde burayı tabiri caizse Şölen Alanına çevirip daha sonra ortadan kaybolan tüm siyasetçi,bürokrat,medya mensubu ve din adamı statüsündeki kişileri kınıyor,yangın sonrasında da burda kalıp konunun takipçisi olan dostları yürekten kutluyorum..İsim vermiyorum çünkü herkes kendisini bilir..Saygılarımla..Erol BABA
ÖLENLERİN ARDINDAN
11 ŞUBAT 2007
Nerdeyim diye sormanın bir anlamı yok işte, sözün bittiği yerdeyim,gözyaşlarının sel olup aktığı anaların,bacıların Ludwigshafen Danziger Platz'da ağıtlar yaktığı yerdeyim.7 yaşındaki oğlum mırıldanıyor "Ben böyle cenaze törenini bir tek televizyondan gördüm,hani şehit olan askerlerin tabutlarıda bu şekilde yan yana koyuluyor diye" Dedim ya sözün bittiği yerdi benim için dün cenaze töreninin yapıldığı yer.Boy boy dizilmişti canlar..binbir umutla geldikleri Almanya'dan tabutlarla döneceklerdi.Ağıtlar yakıldı,konuşmalar yapıldı ve Sıla yolculuğu başladı ama bu kez omuzlarda başladı yolculuk.Uğurlayanlarda karşılayanlarda daha önce hiç karşılaşmadıkları türden büyük insanlardı onları, ama onlar bunu hiçbir zaman öğrenemeyeceklerdi.Daima eleştirdiğimiz Türk Medyası bu olay sırasında özverili bir şekilde çalışmış olayın gerçek sebebinin bulunması için ellerinden gelen çabayı göstermişlerdi.Türk medyasını eleştirme hakkını kendinde bulan bazı Alman Politikacı ve Alman Medyasınada tek kelime söylemek istiyorum; UTANIN..Siz değilmisiniz Marco olayını aylarca utanmadan manşetlere taşıyan,siz değilmisiniz Münih'teki dayak olayını gündeminden hiç düşürmeyen.Türk Almanı döver haber değeri vardır..Alman Türkü döver ne olacak canım Almanın vurduğu yerden gül çıkar deyip geçiştirecekmiyiz.Bu son olayda ise dokuz canımızı kaybetmişiz ama adamlar utanmasa bir itfaiyecinin tartaklanması olayını ki ne kadar doğru emin değilim,bu olayın önüne geçirecekler.Buna rağmen bu olay sonrasında ve de cenazelerin Türkiye'ye nakli sırasında herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen ve her türlü yardımı yapan yerel yönetime ve de emeği geçen herkese önce İnsan olarak sonrada Türk ve de Antepli biri olarak yürekten teşekkür ediyorum..Sevgili Kamil Kardeşim,döndüğünde hiçbirşey eskisi gibi olmayacak..yaralarını sarmak zor ve hatta imkansız bunu biliyorum ,bu açık ve net ama şunu bilmeni isterimki biz ailece daima yanında olacağız..Ölen canları bir kez daha rahmetle anıyorum..Mekanınız Cennet olsun.
İKİYÜZLÜLÜKTE ÜSTÜMÜZE YOK!
08 ŞUBAT 2008
Ludwigshafen' de ki yani şu an benim yaşadığım bu şehirdeki yangını Dünyada duymayan kalmadı sanırım.Hakikaten tam bir trajedi,neresinden bakarsanız hüzün ve gözyaşı.Burdaki keşmekeşi anlatmaya gerek yok,zaten biz Türklerin olduğu yerde tertip düzen aramak çokda kolay değil.Birçok güzel yönlerimizin yanında saçma sapan birçok alışkanlığımızda yok değil.Rahmetli Aziz Nesin aptal oranını söylediğinde adamcağızı neredeyse ipe gönderecektik ama ardısıra halen en milliyetçi ağızlardan bile bu söylemi duyar dururum.Neyse aptallık konusu bir yana bu felaket bana birde İKİYÜZLÜ olduğumuzu kanıtladı.Yakınlarını kaybedenlerin etrafında dönüp duran bazı yüzler bu işten bile rant elde etmek niyetinde yazıklar olsun.Tüm fanatik grupları şiddetle kınıyorum,alevisiyle sünnisiyle her kesimden fanatikleri yobaz ilan ediyorum.Be Allahtan korkmaz kuldan utanmazlar 9 kişi feci şekilde can vermiş siz hala ne peşindesiniz.Yok şu camiinin adamı yok bu camiinin adamı,yok şu cemevinden gelenler ve daha neler neler...Hepinize yuh olsun...
Yangında neredeyse bütün ailesini kaybeden Kamil Kaplan Kardeşimiz
İçimizdeki aptal ve iki yüzlülere gelince..sizin maksadınız üzüm yemekmi bekçi dövmek mi doğrusu anlamadım.Hemen yanıbaşınızda 9 vatandaşınızı kaybetmişsiniz,mikrofon uzatıldığında ağlayıp sızlıyorsunuz hemen ardından Urfanın Etrafında Dumanlı Dağlar türküsünü söylüyorsunuz..Cenazeevine gidip başsağlığı dilemeye ya da bu olayı sessiz şekilde protesto etmeye gitmiyorsunuz ama Başbakan Tayyip Erdoğan geliyormuş deyip alana saldırıyorsunuz.Ne oldu yani Başbakanı gördünüz neyiniz arttı?Bari birde adam gibi dinleyebiseydiniz ya sayın Erdoğanı.Siz tam aptal ötesiniz,adam size başsağlığına gelmiş siz alkışlarla ıslıklarla karşılıyorsunuz.Meydanı miting alanına çevirdiniz ya yazıklar olsun size.Allahtan Sayın Başbakan daha ilk cümlesinde bu saygısız,ikiyüzlü aptallara hadlerini bidirdi ve de susmalarını tembih etti.
Bu olay sırasındaki gelişmeleri sizlerle paylaşacağım lakin öncelikle cenazelerin defin işleminin bitmesini bekliyorum.O vakit daha rahat bir kafayla yazacağımı umuyorum.Felaketin başından beri neredeyse bütün medya temsilcieri sahibi olduğumuz Restoranını mesken tuttular,aramızda çok güzel dostluklar başladı,bugünden itibaren tek tek dönmeye başladılar ve doğrusu tüm personeli üzdü onların gidişi,neden mi? Çünkü maalesef burada o kadar çok sayıda seviyeli insanı birarada bulmak çokda kolay değil.Yazımı şimdilik sonlandırıyorum çünkü sonunun iyi yerlere gitmeğeceyini hissediyorum.Bu vesileyle tekrar milletimizin başı sağolsun diyorum.Saygılarımla.Erol BABA
BİR PARÇA YAŞAM ALIRMISINIZ
06 ŞUBAT 2007
Güle oynaya gelinmişti her zaman olduğu gibi babaannenin evine,iki yılda bir geçiyordu Karnaval Ludwigsahafende ve çocuklar doyasıya eğlendikten sonra evlerinin yolunu tutmuştu biraz sonra başlarına gelecekten habersiz..bilinmez bir el mi çakmıştı ateşi hiç düşünmeden,yoksa ihmalmiydi,henüz belli değil,koca bina bir anda alevler içinde kalmış,feryatlar göğe yükselmişti,polisin olağanüstü çabası alt katta oturan aileleri yaralıda olsa kurtamaya yetmiş ama üst katta oturan Kamil Kaplan ve ailesine yardım eli uzanamamıştı..
İçeride kalanlar birbirlerine adeta yaşam ikram ediyor ama kimse almak istemiyordu,sen yoksan bende yokum deyip ikramı geri çeviriyordu..ne zaman ki alev, ateş topuna dönüp üzerlerine gelmeye başladı,binanın dış cephesinde asılı kalan canlar birer birer aşağıya atlamayı tercih ettiler..Küçük Onur'u aşağıya atma vazifesini ise dayısı Kamil üstlendi..Şöyle sadece bir dakika gözlerinizi kapayın ve şu manzarayı bir yaşayın..anneniz,eşiniz,iki çocuğunuz,üç yeğeniniz ve de yengeniz yanarak ölmüşler! Tek cümle Allahım kimseye böyle acı yaşatmasın..Bu olay bana 2 Temmuzda yakılan Madımak Otel'ini ve orada yanarak ölen vatandaşlarımızı hatırlattı..Orda da şehrin merkezinde gün ortasında insanlar yakılmıştı burda da..BARBAR heryerde BARBAR..Şimdi Almanı yerden yere vuran beyefendilerin bir kısmı o vakit o yobazlara alkış tutmuşlardı.Size sesleniyorum;Herşeye rağmen Allah sizin de başınıza böyle bir felaket getirmesin inşallah...
LUDWIGSAHAFEN'DE YÜREK DAĞLAYAN YANGIN
04 ŞUBAT 2007
Uzun zaman sonra sizlere bu haberle merhaba demek istemezdim ama kısmet böyleymiş.Hani hep söyleriz ya ateş düştüğü yeri yakar diye..evet bu kez ateş bizim çok yakınımıza düştü ve de yüreğimizi müthiş yaktı doğrusu..Sevgili Kardeşim Kamil Kaplan ve ailesinin oturduğu binada çıkan ve de sebebi henüz belli olmayan yangın sonucunda maalesef sevgili Kardeşim Kamil'in annesi Medine Kaplan,eşi Hülya Kaplan çocukları Dilara ve Karanfil, yengesi Döne Kaplan,yeğenleri Kamil,Kenan ve İlyas ile Belma Özkaplı yaşamlarını yitirdiler.Enişte Muhammed Çağlar ve kızkardeş Nergiz Çağlar ile küçük kardeş Cevdet Kaplan ile Behiye Özkaplı ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.Öncelikle hakkın rahmetine kavuşan canlara Allahtan rahmet diliyor,yaralı kardeşlerimize acil şifalar tüm vatandaşlarımıza başsağlığı diliyorum.
Kimdir Kamil Kaplan,Kamil yürüme engelli müzikle uğraşan ve tabiri caizse ekmeğini taştan çıkaran,çevresinde sevilip sayılan kendi halinde bir kardeşimiz..sevgili annesi Medine teyzemiz ise gerçekten tam bir Osmanlı Kadını ve hakikaten çok şeker bir insan ve de Kamil Kardeşimin herşeyiydi.Kelimeler boğazımda düğümleniyor,düşünsenize bir anda ananızı,eşinizi,çocuklarınızı,yeğenlerinizi ve yengenizi kaybediyorsunuz..İnanın çok ama çok zor bir duygu.Hemde ömürboyu unutulamayacak bir şekilde yaşanan bir trajedi..İçeride can pazarı,canını kurtarmak için binadan atlayanlar,çocuklarını aşağıya atanalar ve daha neler neler...
Bu faciada Ludwigshafen Polisi takdiri haketmiş,İtfaiye ise sınıfta kalmıştır.Polisimizi, canlarını hiçe sayarak içeride kalan çocuklarımızı kurtarmak için göstermiş oldukları çalışmalardan ötürü tebrik ediyor, kendilerine tüm vatandaşlarımız adına binlerce kez teşekkür ediyorum.
Yangının sebepleri ile ilgili çeşitli spekülasyonlar dolaşmakla birlikte işin içinde birşeyler olduğuna dair benim ciddi şüphelerim var.Dört katlı bir bina hemde gündüz saatinde bu kadar kısa süre içerisinde nasıl yanar benim aklım almıyor.Polisin çalışmaları neticelenmeden birşey söylemek elbet doğru değil ama burdaki bazı şerefsizlerin yakma alışkanlıkları olduğu bilinen bir gerçek tıpkı daha önce Solingen'de yaptıkları gibi,yani burda öylesine tehlikeli bir grup hemde çığ gibi büyüyorki sormayın gitsin,işte bu insan görüntülü korkak alçaklar ellerinde olsa biz yabancıları bir kaşık suda belki boğmazlar ama üzerimize bir şişe benzin döküp hepimizi yakarlar.Bu canilere prim tanıyan sözümona Politikacı bozuntularını da burdan bir kez daha şiddetle kınıyorum.
Şimdi hemen yanıbaşımızda gözyaşları sel olup gidiyor ve biz hiçbirşey yapamıyoruz evet hiçbirşey yapamıyoruz..Marco Bey 6 ay hapiste yattı tüm Almanya ayağa kalktı..Şimdi 9 canımız kara toprak oldu bizimkiler bakalım ne yapacaklar!Korkmayın unutulacak bu da unutulacak..Bir Almanla bir Türk eşit olsaydı zaten, bunlara hizmetçi olarak buralara gelmezdik.Bir sözümde burda görevli (Türkiye'den gönderilen) kamu pesoneline ; Allahaşkına biraz burnunuz yere insin,yani burdaki meslektaşlarınızdan görmüyormusunuz,birazcık alçakgönüllü olup halkın içine girin..Korkmayın bu halk yemez sizi..Anlayan anlamıştır ne demek istediğimi.
Yukarıdaki resmi yangın başladıktan 24 saat sonra çektim ve halen binadan dumanlar yükseliyordu.Allah Korusun bu memlekette bir orman yangını felan çıksa bunlar bu teknolojik donanıma rağmen inanın bana duman olurlar.Şehrin ortasında yanan bir binayı 24 saattte söndüremediyseniz yazıklar olsun size.Evet dostlar ateş düştüğü yeri hemde beter yaktı bu kez,henüz tren kazasında yitirmiş olduğumuz üç yavrumuzun acısı dinmemişken bu kez dokuz vatandaşımızı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.Hepimizin Başı Sağolsun.Bu arada olayın Ludwigshafende olduğunu duyar duymaz bizleri arayıp soran dostlarımada burdan teşekkür ediyorum.Saygılarımla.Erol BABA
21 OCAK 2007
YAZMIYOR DEĞİL YAZAMIYORUM
Bazı dostlarımın ! hiç haberi dahi olmasada bir kısım dostlarımın yazılarımı takip ettiğinden haberim var ve ben işte bu dostlarımdan birkez daha özür diliyorum.Takdir edersinizki insanın bir günü diğerini tutmuyor.Üzerimde bir tutukluk var yazamıyorum,canım sıkkın,moralim bozuk ve içimden yazmak gelmiyor.Tam 11 ay sonra dün akşam sazıma sarıldım yine, benim canım dostlarım kusuruma bakmasın ama o'nun yerini kimse tutmuyor tutamıyor..Neyse hepinizi çok seviyorum..Sağlığınızın kıymetini bilin ve de başka hiçbirşeyi dert etmeyin..En yakın zamanda tekrar dertleşmek,sohbet etmek umuduyla..Selam ve sevgilerimle..
18 OCAK 2008
Wimbledon'un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden Kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu.. "Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?" Arthur Ashe cevap verdi.. "Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Niye ben?' derim?. Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı..Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı'ya asla 'Neden ben' diye sormayın. Ne olacaksa olur.
Anlayana sivri sinek saz...yoğun çalışma programından dolayı maalesef yazılarıma ara vermiş bulunuyorum.Yukarıdaki yazı son zamanlardaki en etkilendiğim öykülerden biri ve sizinle paylaşmak istedim.Yazıyı ban ileten sevgili kardeşim Tolga'ya çok teşekkür ediyorum..Saygılarımla..Erol BABA
03 OCAK 2008
HOŞGELDİN Mİ 2008?
Evet geldi gelmesinede hoşgeldi mi acaba bekleyip göreceğiz.Korkmayın yine karamsar bir tablo çizmek niyetinde değilim ama ayıptır söylemesi bundan önce benim mekana tam 40 farklı yıl uğradı,ben hepsine hoşgeldin deyip sarıp sarmaladım ama çok sürmeden gerçek yüzlerini gösterdiler bana.O nedenle 2008 içinde temkinli olmakda fayda var.
Yeni Yıl Batı Avrupada daha bir farklı kutlanıyor..Saatler geceyarısını gösterdiğinde ise çılgınca havai fişek gösterisi başlıyor.Bu iş için hayal edilemeyecek para harcanıyor.Ben kendi bulunduğum şehir açısından konuşursam,inanılmaz sayıda patlayıcı madde satışının gerçekleştiğini gözlerimle gördüm.İnsanoğlu faydalı işler için pek para bulamaz ama böyle fuzuli şeylere bir çırpıda para bulur evelallah.
Umarım bu yıl tüm insanlık için barış ve de huzur dolu bir yıl olur..Yarından itibaren 10 gün süreyle iş tempom biraz daha artacak,o nedenle sayfamı ihmal edebilirim..Kusuruma bakmayın..Saygılarımla..Erol BABA
Not:Erol Baba'nın babalığının 2008 yılında da devam edeceği kesinleşti,yani öyle genel kurul,seçim felan yok,zaten başka adayda yok.
31 ARALIK 2007
Nice Mutlu Yıllara Derken...
Bugün 2007 yılının son günü..basmakalıp yeniyıl mesajlarıyla geçecek bugünün ertyesinde yeni bir yıla gireceğiz ve adım gibi eminim 2008 yılında da 2007'yi arayacağız.Yani Dünyada hiçbirşey iyiye gitmiyor bu görünen bir gerçek.Bakmayın siz siyasetçilerin palavralarına Dünya her geçen yıl daha bir bozuluyor ve maalesef insanoğlu kendi sonunu kendisi hazırlıyor.Nice Mutlu Yıllara derken bile içim çok rahat değil aslında,biliyorumki insanlığın bundan sonraki yıllarında mutlu olabileceği günler inanın çok sınırlı..Belki günübirlik mutluluklar olacak ama eğer bu şekilde giderse maalesef sonumuz felaket olacak..Dilerim ben yanılırım..Herşeye rağmen özü sözü bir,adam gibi adam tüm insanların YENİ YILINI YÜREKTEN KUTLUYORUM..Saygılarımla..Erol BABA
27 ARALIK 2007
GÖNÜL YARASI YA DA YÜREK SIZISI
Düşmeyenimiz var mıdır diye sormayacağım çünkü ben biliyorum ki çevremde gönül yarası çekmeyen bazı "KAZMA" arkadaşlarım halen var.Yani biz çektikte ne mi oldu..?Sizde haklısınız.rakı içenler öldüde su içen ölmedi mi mantığıyla bakarsak sizde haklısınız ama ben yinede dilim dödüğünce Gönül Yarası'ndan bahsedeceğim size.Beynin ve de yüreğin odaklandığı tek şeydir o , o'ndan başka hiç ama hiçbirşey düşünemezsiniz ,bazen imkansız olduğunu bazen gereksiz olduğunu bile bile seversiniz o'nu..O'na laf edenler düşmanınız olur,herşey o'nunla güzeldir ve herşey o'nunla özeldir.Herşeyde birtek o vardır.Ölümü bile göze alırsınız o'nun uğruna çünkü gönül yaranızın tek sebebi ve de dermanı birtek o'dur.O'ndan başkası merhem olamaz yaranıza.Boğazınızın alt kısmından yüreğinize doğru inen bir sızı vardır ya işte o'dur gönül yarası başka birşey değildir.Yüzünüze dokunduğunuzda ayaz günde bile ateşler içindeyseniz sanmayınki üşüttünüz ya da grip oluyorsunuz,sizde de gönülyarası nüksetmiştir başka birşey değil.Gerçi son dönem aşklara şöyle bir bakıyorumda o yara ya hakikaten eskisi kadar derin olmuyor,ya da şimdiki gençlerin sevda anlayışı bize pek uymuyor.
Gönül Yarası'nı anladıkta bu Yürek Sızısı ne oluyor diye düşünenlerimizde vardır içimizde.O'nu hiç ama hiç sormayın.O tabiri caizse Gönül Yarası'nın on beteri ve hatta tedavi edilmezse insanı öldürebilen bir türüdür.Hep içinizdedir o, haykıramamışsınızdır avazınız çıktığı kadar hiçkimseye ne o'nu ne sevdanızı,içinize atıp durmuşsunuzdur.Kimi gün gizli gizli ağlamış,kimi gün tonlarca yükün altında kalmışcasına ezilmişsinizdir ama dilegelip söyleyememişsinizdir.Öylece ölüp gitmişsinzidir.İşte budur yürek sızısı başka birşey değil..Herşeye rağmen tatlı yanları da öylesine çoktur ki herikisininde,anlatmayla olmaz.Yaşamanızı önereceğim ama maalesef istemeyle de olmuyor işte..Ne mutlu yaşayanlara ya da hiç yaşamayanlara..Saygılarımla
25 ARALIK 2007
"TÜRKÜM DİYEN HER ŞEHİR, HER KASABA VE EN KÜÇÜK TÜRK KÖYÜ, GAZİANTEPLİLERİ KAHRAMANLIK MİSALİ OLARAK ALABİLİRLER."
M.Kemal ATATÜRK
GAZİANTEP'İN KURTULUŞUNUN 86. YILDÖNÜMÜ
25 ARALIK GAZİANTEPİN KURTULUŞU
Gaziantep Savunması
1914 yılında, I. Dünya Savaşı başladığı zaman Gaziantep 83 bin nüfuslu bir liva merkezi idi. 30 Ekim 1918´de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri paylaştıkları topraklara sahip olmak amacıyla harekete geçerken, 17 Aralık 1918´de İngilizler Antep´e girmiştir. Bir yıl süren bu işgale Fransızlar tepki göstermiş, 1918 Eylül´ünde yapılan İngilizlerin Musul üzerindeki “Nezaret Hakkı” ndan vazgeçmeleri ile önce Suriye daha sonra Antep, Urfa ve Maraş boşaltılmıştır.
Bunun ardından Fransızlar 29 Ekim 1919´da Kilis´i, 5 Kasım 1919´da Antep´i işgal ettiler. 1920 yılının başında ise ünlü Antep Savunması başlamış oldu. 1 Nisan 1920´de başlayan Gaziantep savunması 11 ay sürdükten sonra açlık yüzünden sona ermiştir. Savunma süresince Fransızlar şehre 70.000 mermi atmış, 8000 Antepli şehit olmuştur. Şahin Bey'in eşsiz direnişine rağmen sürekli takviye edilen Fransız birlikleri şehri ele geçirmişlerdir.
Bu olağanüstü savunma sonunda Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihli toplantısında Antep´e "Gazi" ünvanını vermiştir. 15 Mart 1921 tarihinde Londra´da Türk Dışişleri Bakanı ve Fransız delegasyonu Antep, Adana ve çevrelerinin Türklere geri verilmesi hususunda mutabakat sağlamıştır. Nitekim bu antlaşma Ankara Antlaşması ile son şeklini almış ve 25 Aralık 1921´de son Fransız askeri Antep´ten ayrılmıştır.
Antepli Şahin
Ben Antepliyim, Şahin’im ağam.
Mavzer omzuma yük.
Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
Yumruklarım memleket kadar büyük.
Hey, hey!
Yine de hey hey!
Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım
Düşman kurşunlarına inat köprü başında
Memleket Türküleri çağıracağım.
Bu dağlarda biz yaşarız,bu dağlar bizim dağımız.
Namusumuz temiz, bayrağımız hür
Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız
Burada erkekçe dövüşür
Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde
Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak
Bayraklar içinde en güzel bayrak
Düşüncem senden yanadır
Hep senden yanadır çektiğim kahır
Bu senin ülkende, senin gölgende
Düşmesin kara kalpaklar, kirlenmesin duvaklar
Korkum yok ölümden kâfirden yana
Alacaksa alsın beni şafaklar.
Hey, hey!
Yine de ey hey!
Al bayraklar altında kara bir kartal gibi
Yaşamak ne güzel şey.
Bir sır var bu mavzerde, attığım gitmez boşa
Çıkmış bir eski savaştan
Türk ün bir karış toprak parçası için
Destanlar yazacağız yeni baştan.
Yıktım toprağın üstüne bir sarı kurşunla birini
Çıktı karşıma biri,
Çıktıkça çektim tetiği Bismillâhlarla beraber
Vurdum alnından kâfiri.
Bu kaçıncı kurşundur, bu kaçıncı bismillâh
Bu kaçıncı ölüdür?
Bir Türkü söylenir siperlerde her sabah
Vurun Antepliler namus günüdür!
Ben Antepliyim Şahin’im ağam
Mavzer omzuma yük
Ben yumruklarımla dövüşeceğim
Yumruklarım memleket kadar büyük
Haber Kaynak:Memurlar.Net
Ne Mutlu bize ki o şehirde doğduk ve de Antep'liyiz ne mutlu bize ki, Dünya Tarihine geçen ,o müthiş direnişi gerçekleştiren insanların torunlarıyız..Atalarımız o kutsal toprakları canları pahasına kahramanca savunmuş;bize düşen en önemli görev ise Vatanımızda gözü olanların oyununa gelmeden Türkü,Kürdü,Çerkezi,Lazı ele ele bu vatana sahip çıkmaktır.Ey benim halkım,içinizdeki vatan hainlerinin peşinden gitmeyin,onlar Amerika adına çalışan CIA ajanlarından başkası değiller.Bakmayın sizinle aynı dili konuştuklarına onlar keklik misali ,kendi ırklarının en başta gelen düşmanlarıdır.Bu ülke hepimizin,bu ülkeye hep birlikte sahip çıkalım..Dış mihrakların maşası olmayalım.24 ARALIK 2007
SONBAHARDAN SONRA
İlkbahar,Yaz, Sonbahar ve Kış...ve Kış kapıya dayanmakla kalmadı odamızdan içeriye daldı bile..Almanyanın Adanası sayılabilecek bir yerde oturuyoruz ama bu kez dondurucu soğuklar burayada misafir oldu.Henüz üç beş gün oldu geleli ve daha ne kadar kalır belli değil..Mevsimlerden Sonbahardı, Can, güneş yüzlü yari tanıdığında,hiç aksatmaksızın buluşur gün akşam oluncaya kadar sohbet ederler ve sonra evlerinin yolunu tutarlardı her ikiside.Can,Eminönünden Üsküdar Vapuru'na ve Cemre Kadıköy Vapuru'na binerlerdi.Evlere ulaşılır ulaşılmaz bu kez telefona sarılırdı her iki sevgili,bu kez saatlerce telefonla konuşulurdu..Mevsimler gelip geçerken Sevdalarıda iyiden iyiye yeşermişti Can'la Cemre'nin..Düğünleride bir Sonbahar mevsimine geldi iki sevdalının ve hayatlarının belkide en mutlu haberini aldıklarında Mevsimlerden Yaz'dı..Mutlu çiftin nur topu gibi bir Hazan'ları olmuştu..Mevsim yazdı ama bebek ismini yine Sonbahardan almıştı..Sonbahardan sonrası hep karanlıktı onlar için,gizemli hiçbiryanı yoktu Kış Mevsiminin..Bahar'la Yaz'da güzeldi ama onlar için Sonbaharın yeri doldurulamazdı,kimbilir belkide o mevsimde tanıştıkları için olsa gerek ama SONBAHARDAN SONRA hayat anlamını yitirirdi onlar için.Saygılarımla.
21 ARALIK 2007
Deccal Geldi !..bkz Burdan Bakınca
Nerde Eski Bayramlar...bkz Gurbetten Ne Haber
ALDANMA CAHİLİN KURU LAFINA..bkz Şiir Köşesi
Yalan...bkz Birazda Gülelim
20 ARALIK 2007
Tüm Dostların Bayramını Yürekten Kutluyorum..Nice Bayramlara
18 ARALIK 2007
Bugün Canım Yazmak İstemiyor
Kolay iş değil yoksa inanın yazardım birşeyler ama bazen duruyor insanın beyni yazacak birşey bulmak o kadar zor geliyor ki insana, sormayın gitsin.Öğleden sonra Pele'yi antrenmana götürdüm,hava buz gibiydi çocuklar koştukları için pek birşey hissetmediler ama ben ve de diğer aileler donduk resmen.Ben kendimden vazgeçtim de diğer ailelerin bu fedakarca davranışlarını takdir ettim doğrusu.Yağmur çamur demeyip yavrularının peşinden koşturuyorlar. Pele'nin ayakkabılarıyla sorunu olunca antrenmanın sonlarına doğru bırakmak zorunda kaldı ve evin yolunu tuttuk birlikte.Dün Cin Ali'yi anlatmıştım o'na şimdi dört gözle yolumu bekliyor gidip o'na Cin Ali'nin maceralarını anlatmaya devam edeceğim.Dedim ya bugün yazmak gelmiyor içimden,bilesiniz istedim.Saygılarımla
16 ARALIK 2007
Gaziantep Üzerine Bir Çift Hanek(Söz)
Taşına toprağına kurban olur herkes biryerlerin ya bende Antep Şehrinin taşına toprağına kurban olurum i.O kadar çok sebep var ki Antep'i sevmem için.Her ne kadar son on yılda şehrimiz birşekilde eski özelliğini yitirmişsede bir başkadır benim için Antepimin yeri.Herşeyden vazgeçelim canımdan çok sevdiğim birçok arkadaşım halen Antep'te yaşıyor ki bu bile bu şehri bu kadar çok sevmem için yeterli sebeptir diye düşünüyorum.
Bir film şeridi gibi geçer çocukluğumun Antepi gözümün önünden.Hemen yanıbaşındaki hiç bir komşu şehir halkına benzemez Antep halkı yeri gelir geceden sabaha kadar ya da sabahtan geceye kadar durmaksızın çalışır, yeri gelir doyasıya eğlenir.
Gerçek Antepli Rakıyı tercih eder Türk Sanat Müziği eşliğinde..Kar kış dinlemez muhakkak her pazar (Sahreye) pikniğe gider.Komşuluk ilişkileri çok güçlüdür(Her ne kadar şimdilerde eskisi gibi değilsede,batı illeriyle kıyaslandığında yinede iyi sayılır)Bir başka sıcaktır Antepli'nin muhabbeti sohbeti.Üzülerek söylemeliyimki şimdilerde Antepte yaşayan nüfusun sadece %22 si gerçekten Antepli'ymiş.Elbette tüm vatandaşlarımız başımızın tacı ama Antepim maalesef o güleç yüzünü kaybetti kaybedecek..Keşke hiç büyükşehir olmasaydık da böylesine kirlenip bozulmasaydık diyesim geliyor kimi zaman içimden.Birdaha, yerleşmek maksatlı Antep'e dönermiyim bilmiyorum ama bu dünyadan göçtüğümde kesin olarak Antepteyim.Sağolsun babam tam Real'in karşısında köşebaşı olmasada :) bir aile mezarlığı almış,yaşarken doyamadıysamda ne o şehre ne ordaki dost ve arkadaşlarıma en azından öldükten sonra doyasıya seyrederim şehri bir baştan bir başa.Saygılarımla
14 ARALIK 2007
Fenerbahçe İkinci Turda..bkz Spor
Almanya'da Doğum Oranları Düşmeye Devam Ediyor..bkz Gurbetten Ne Haber
Yeni YÖK Başkanı..bkz.Sıladan Ne Haber
Kemal Sunal'ın Yeri Doldurulamadı..bkz Burdan Bakınca
Ağladım..Şiir Köşesi
Politikacılar..bkz Birazda Gülelim
13 ARALIK 2007
Alman Usulü Hafif Acılı İşkence..bkz. Gurbetten Ne Haber
AB Yolu'nda biz Türkler..bkz. Burdan Bakınca
Keriz Ne Demek?..bkz.Burası Türkiye
İnşallah benim hatun..bkz Birazda Gülelim
Yüreğimde kapılar var..bkz Şiir Dünyası
11 ARALIK 2007
Fırat Arslan Şampiyon..bkz Spor
Hessen Gettosu..bkz Gurbetten Ne Haber
Beyaz Melek..bkz Burdan Bakınca
Kendisi Hazırlardı..bkz Birazda Gülelim
Aşk Üzre..bkz Şiir Dünyası
LUDWIGSHAFEN SEMİH,SAMET VE YİĞİT'E AĞLIYOR (08 ARALIK 2007)
Geçtiğimiz Salı Akşamı eve dönüş yolunda raylardan geçerken trenin altında kalarak feci şekilde yaşamlarını yitiren iki kardeş Semih ve Samet Yıldızoğlu ile en yakın arkadaşları Yiğit Kılıç dün Ludwigshafen'de toprağa verildiler.Cenazeye katılan yüzlerce kişi bu üç yavrumuzun ardısıra gözyaşı döktüler.Almanya'da 6.yılını doldurmakta olan ben, bu kadar üzüntü yaşadığım bir başka gün hatırlamıyorum doğrusu.Bu günahsız yavrularımızın ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum.Aslında cenaze töreninin çok ötesinde mesajları vardı dünkü törenin ama anlayabilene.Birincisi,hakikaten kısır çekişmelerden uzak durup birbirimize sımsıkı sarılmamız gerektiğini dün bir kez daha anladım yani dünkü merasimde her dinden her kesimden insan vardı ve neredeyse herkes ağlıyordu.
Demek ki esas olan İNSAN'mış gerisi fasa fiso.İkincisi,çocuklarımız canımzdan da öte, her ne pahasına olursa olsun onlara karşı daha bir sabırlı ve şefkatli olmalıyız sonraki ah vahlar hiç ama hiç işe yaramıyor.Üçüncüsü,Almanların bu olay sonrası tavırları ki ,ben çok etkilendim.Bizde olsa ancak resmi bir görevliye uygulanabilecek düzeyde bir cenaze töreni yani polis eskortu eşliğinde cenazenin getirilişi ve orada iki adet ambulansla birlikte Kızıl Haç yetkililerininden bulunması.Bu görevlilerin ölen yavrularımızın yakınları ile ilgilenmeleri ve daha neler neler yani adamlarda ölene de yaşayan kadar saygı gösteriliyor değer veriliyor.Darısıda bize inşallah!Umarım birdaha böyle bir acıyı hiçbir milletten hiç bir aile yaşamasın.Lütfen aklımızdan çıkarmayalım aslolan insan yani dini,dili,milleti farketmiyor.Dün Ludwigshafen Semih,Samet ve Yiğit'e ağladı.Ve bu yavrularımız kara toprağa verilirken,kendileri farkında olmasabile anlayabilenlere çok şey anlattılar.Nur içinde yatın,mekanınız CENNET olsun inşallah.Saygılarımla
LÖSEMİLİ ÇOCUKLAR VAKFI (06 ARALIK 2007)
Sevgili Dostlar,bundan kısa bir süre önce size LÖSEV'den ve faaliyetlerinden biraz olsun bahsetmiştim.Sizleri bir kez daha Lösemili Çocuklar Vakfının bu sene başlatmış olduğu " Kurban Bağışlarınız Hayat Bulsun" isimli kampanyasına destek olmaya davet ediyorum.Elbet herkes düşüncesinde özgür ama inanın bana bu hastalığın pençesine yakalanmış çocuklarımızı ve onların ailelerini bir nebze olsun sevindirerek sevapların en güzelini işleyeceğimize ben yürekten inanıyorum.
Lösev sayesinde geleceğe umutla bakabilen bu çocuklarımıza sahip çıkalım.Ateş düştüğü yeri yakar misali,gözlerimizi kapatıp biran olsun hayal edelim, bizim ya da bir yakınımızın çocuğu da bu hastalığın pençesine yakalanmış olabilir.Bugün biz yardım edelim ki,yarın istemeye yüzümüz olsun.Gelin bu Bayram Kurban Bağışlarımızı LÖSEV'e yapalım ve daha sonrasında da bu çouklarımızın maddi manevi daima yanlarında olalım.LÖSEV'in başlatmış olduğu bu kampanyaya katkıda bulunmak isteyen siz sevgili dostlarım ayrıntılı bilgiye Lösev'in resmi İnternet Sitesi'nden ulaşabilirsiniz.
www.losev.org.tr
Bu arada unutmadan yazayım ki, Kamu yararına çalışan bir vakıf olan LÖSEV Bakanlar Kurulu'nun 04.11.2004 tarih ve 8110 sayılı kararı ile süresiz yardım toplamaya layık görülmüştür.Saygılarımla
6 ARALIK 2007
Tam Bir Rezalet..bkz.Gurbetten Ne Haber
Hasan Şaş'ırmış..bkz.Spor
Tünel İhalesi..bkz Birazda Gülelim
Aşk iki Kişiliktir..bkz Şiir Köşesi
PELE ŞAMPİYON (03 ARALIK 2007)
Dün düzenelenen Kulüp Şampiyonası'nda Pele Çelik kilosunda bir kez daha şampiyon olarak hayranlarını sevince boğdu.
Karşılaşamaya atak başlayan Pele rakibini bir kez yere düşürmesine rağmen puan alamadı ama hemen arkasından yaptığı müthiş bir çelmeyle Alman rakibi Jan'ı İpon'la yenerek birincilik kürsüsüne çıktı.
Evet sevgili dostlar ben her ne kadar futbola meraklıysam da bireysel spor karşılaşmaları bir başka heyecanlandırıyor insanı,birde mücadele eden kendi çocuğunuz olunca inanın kalbiniz duracak gibi oluyor.Oğlumun yaptığı maçı kameraya kaydediyordum ama heyecandan son bölümü es geçmişim.Çok heyecanlandık ama kazanıncada gurur duyduk darısı size ve çocuklarınıza inşallah.
SAZIM VE BEN (01 ARALIK 2007)
Sazım ve ben, dile kolay tam 30 sene oldu sazımla tanışalı.O gün bugün en yakın arkadaşlarımdan biri oldu sazım.Kimseye anlatamadıklarımı sazıma anlatmışımdır.Kimi zaman başbaşa türkü söylemiş kimi zaman iki göz iki çeşme ağlamışızdır.Çok farklı bir yeri vardır o'nun benim yanımda..Özel bir kişiliktir o benim için.Kimselerin dokunmasına izin vermem sazımın teline.Kimi zaman kızsamda hiç küskünlüğümüz olmamıştır sazımla.Beni en iyi o anlar,o'na söylerim dertlerimi,birtek o bilir bütün sırlarımı.Son zamanlarda Keman'a olan aşkımı kıskansada,tekrar kendisine döneceğimi bildiği için çok da takmaz kafasına.Hayatın güzelliklerini de elem ve kederlerini de hep sazımla paylaşmışımdır.Ben nereye gidersem o 'da ardımsıra benimle gelir.Yani yeri bir başkadır benim yanımda.O nedenledir ki vasiyet etmişimdir ;Bir gün kara toprak olduğumda elbet dualar edilsin ardımsıra, ama benim sazımla birkaç türkü çalınıp söylenirse de çok mutlu olurum diye.
(01 ARALIK 2007 )
Gazetelerin Manşetine çıkmış türbanlı komünist kızımız..bkz.Burası Türkiye
Dadaşla meleğin pazarlığı..bkz.Birazda Gülelim
BELKİ GELMEM GELEMEM
Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git...bkz.Şiir Köşesi
KİMİ ZAMAN ALIR BAŞIMI GİDERİM (29 KASIM 2007)
Beni yakınen tanıyanlar bilirler ki en büyük hayalimdi çoban olmak.Yani küçükbaş ya da büyükbaş farketmez ama inanın bana gıptayla bakmışımdır o mesleği yapanlara ve bende hep bir çoban olmak istemişimdir.Bu yolda okul dediler okuduk hemde Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdik, eh! dil dediler haspel kader İngilizcemizin yanına Almancayı da ekledik ama olmadı yine başaramadım Çoban olmayı.Göze alamadım şehrin o pisliğini ardımsıra bırakıp,kırlarda doğayla başbaşa olabilmeği.Aslında çok fazla sermayede gerekmiyordu ama yapamadım işte..Alın atınızı.... deyip çekip gidemedim dağlarıma..hep hayalde kaldı kimi zaman alıp başını gitmek.Anlatamadım derdimi hiç kimseye,gülüp geçtiler işte..Merak ettiğim için soruyorum harbiden sizinde içinizden zaman zaman çoban olmak geçmezmi.Yanlış anlamayın yanıma arkadaş felan aradığım yok sadece merak benimkisi.Yolun yarısını geçeli tam beş yıl oldu..yani geriye çokda fazla kalmadı doğrusu fakat umudumu yitirmiş değilim bu yolda, er geç yapacağım,kafaya koydum bende Dünyanın bir yerlerinde çobanlık yapacak bir SÜRÜ bulacağım.Saygılarımla
KANIMA DOKUNDU ( 27 KASIM 2007)
Şimdilerde sanal alemde sözümona bir fıkra dolaşıp duruyor Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül ile ilgili.Şimdi yukarıdaki isimleri severiz ya da sevmeyiz o farklı birşey ama herhalükarda Sayın Tayyip Erdoğan bu ülkenin Başbakanı ve Sayın Abdullah Gül ise Cumhurbaşkanı ve ben Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı ie Cumhurbaşkanına küfredilmesini kesinlikle doğru bulmuyorum, kaldı ki hiç kimsenin bir diğerini aşağılaması da benim tarzım değil.Bence birbirimizi eleştirirken biraz daha seviyeli olmakta fayda var.Biz başkaları gibi olmayalım.Bende AKP'ye oy vermedim ama ne o partinin idarecilerine ne de o partiye oy verenlere küfretme hakkını kendimde görmüyorum.O nedenledir ki bu fıkra kanıma dokundu.Hep söylüyorum,yine söylüyorum..İğneği kendimize çuvaldızı başkasına batıralım ve ne olur kırıcı olmayalım yani birileri gülecek diye saçma sapan espriler de yapmayalım.Siyasi fikirler farklı olabilir,tuttuğumuz takım farklı olabilir ya da mensubu olduğumuz din farklı olabilir ama neticede hepimiz insanız ve de insana yakışanı yapalım..Saygılarımla
BUGÜN 27 KASIM:
İçindekiler:
Rastgele Fenerbahçem bkz.Spor
Özgürlük Budalaları bkz.Gurbetten Ne Haber
Yam yam bunlar bkz.Burası Türkiye
Cemal Safi'den Şiirler bkz.Şiir Köşesi
Müslüman Erzurumlu % 100 Gülme Garantili Fıkralar bkz.Birazda Gülelim
YALAN OLDU (26 KASIM 2007)
Sabah büroya indiğimde elime Bilkent Üniversitesi 1995 yılı Mezunları'nın Yıllığı geçti..Şöyle sayfalarında gezinirken dudaklarımdan bu iki kelime döküldü; Yalan oldu dedim kendi kendime.Kendim için yazılanlara baktım,okudumda şimdi hepsi yalan oldu deyip içten içe söylenip durdum.Ne güzel günlerdi o günler.İnsan büyüdükçe daha mı çok çıkarcı oluyor ?Ben sorunlarımızın arttığı fikrine katılmıyorum doğrusu.Kabul etmesekde değişiyoruz işte ama bu negatif anlamda bir değişiklik.Aslında dile getirecek ne çok söz var ama kafanızı şişirmek niyetinde değilim ,sadece size şunu tavsiye ediyorum; Yıllığınızı açın ve de sayfalarında sizlerde bir gezintiye çıkın,eminim ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız..Meğer tüm o dostluk mesajlarının içinin ne kadar boş olduğunu ve yalan olduğunu göreceksiniz.Saygılarımla
Bekleyin İniyorum bkz.Gurbetten Ne Haber
Deniz yildizinin Öyküsü bkz.Sizden Gelenler
Ögretmenim Siiri Icin bkz.Siir Kösesi
Ögretmen Ögrenci Fikralari bkz.Birazda Gülelim
Almanya'da Mac Keyfi bkz Spor
BUGÜN 24 KASIM ÖGRETMENLER GÜNÜ
Bugün Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'e Başöğretmen Ünvanının verilişinin 78.yıldönümü.Bundan tam 26 yıl önce ise bugün, yani 24 Kasım Türkiye de Öğretmenler Günü olarak kutlanmaya başladı.Sizi bilmem de benim içim sızlıyor "Öğretmen" sözcüğünü duyduğum anda.Kar kış demeden hizmet yapmaya çalışan öğretmenlerimiz,kuş uçmaz kervan geçmez kırsallarda görevini yapmaya çalışan öğretmenlerimiz,çoluk çocuğunun geçimi için yetmedi ek iş peşinde koşan öğretmenlerimiz ve haince saldırılarda şehit olan canım öğretmenlerimiz.Bir ülkenin kalkınmasında öğretmenlerin yeri tartışılmaz birinci sıradadır ama gelin görün ki maalesef ülkemizde durum hiçte öyle değildir.Sorunlarla boğuşur durur öğretmenlerimiz ve onca sıkıntıya rağmen bu ülkenin geleceği olan çocukların ve gençlerin eğitimi için didinir dururlar öğretmenlerimiz.Ben burda farklı bir noktaya parmak basmak istiyorum.Öğretmenlerimiz kuşkusuz herşeyin en güzeline en iyisine layıklar ama şayet idealist değilseniz şayet herşeye rağmen bu gençliğe birşeyler vereceğinizden kuşkuluysanız ne olur bu mesleği seçmeyin.Bunun yanısıra, eğitim hayatım boyunca çok sayıda öğretmenim oldu,inanın bana aralarında isimlerini saygıyla andıklarım kadar,ismini dahi duymak istemediklerimde var.Gaziantep Lisesi'nde okurken Tarih Derslerine giren sözümona bir öğretmenimiz vardı.Birgün kendileri derse gecikince, birkaçtane kız arkadaşımız sınıfın kapısının önüne çıkmış orada duruyorlardı.Bu muhterem "Öğretmenimiz" sınıfa girdi ve o kız arkadaşlarımıza dönüp "Kimler ne için, ne amaçla kapıda bekler siz çok iyi bilirsiniz dedi" İnanın gözlerim doldu o anda ve bu muhterem şahsiyet daha sonra"çok başarılı bulunup" terfi ettirildi.Kaldıki o " Öğretmenimizin" sayısız vukuatları vardı daha önce ama siyasi irade ordada yapacağını yaptı adamı okula müdür yaptı!Birde bu yönleri vardır öğretmenlerimizin yani kendi içlerindede çok fazla haksızlığa uğrarlar.Bu anımı şunun için paylaşıyorum sizlerle,Öğretmenlerimiz elbet baş tacımız ama içlerinde bu tiplerde yok değil her meslekte olduğu gibi..Herseye ragmen Deniz Yildizi`nin öyküsündeki gibi bütün zorluklara ragmen kurtarabildiklerini kurtarmaya calisan, idealist vatansever ve cefakar ögretmenlerimizin çokluğu bizi ümitlendiren ve de gururlandıran.Ben bu nitelikteki öğretmenlerimizin önünde saygiyla egiliyorum..Ögretmenlerimin bircogunu sevmeme ragmen ,Edebiyat Öğretmenlerimin yeri hep ayrı olmuştur bende,nedendir bilmem ama Edebiyat Öğretmenlerimi bir başka sevmişimdir işte.Başta Edebiyat Öğretmenlerim olmak üzere hakettiğine inandığım bütün öğretmenlerimin bu gününü yürekten kutluyorum.Şehit olan ya da bugün aramızda bulunmayan çok değerli öğretmenlerimizide rahmetle anıyorum.Saygılarımla
NUR BİLGE CRISS (23 Kasım 2007)
Biliyorum Öğretmenler Günü yarın ama içimden bugün yazmak geldi.Bilkent Üniversitesi'ne ilk başladığımız yılı yani İngilizce Hazırlık yıllarını bir yana bırakıyorum,Uluslararsı İlişkiler Bölümüne başladığımız yılda dahi üzerimdeki o ürkekliği tam olarak atamamıştım.Düşünsenize Gaziantep'ten çıkıp tamamen farklı bir ortama gelmişsiniz.Tabi Antep bugünkü Antep değil,gençlikte bugünkü gençlik değil.Birini arıyorsunuz,size moral olacak ,tebessümüyle size dertlerinizi unutturacak birini arıyorsunuz ve Anadolu'da dahi bulamadığınız o sıcaklığı ve yakınlığı Bilkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nün koridorlarında buluyorsunuz. İşte o sıcaklığın adıdır benim için Nur Bilge CRISS Hocam.Şunu abartmadan söylüyorumki Üniversite yaşamım boyunca bir anne sıcaklığı buldum kendilerinde,her sıkıntılı anımda koşaradım yanlarına gittim.Hiç terslenmedim,daima yardım gördüm.Kızım Dilan doğduğunda da ilk kendileriyle paylaştım müjdeli haberi.Önce İnsan olmanın en güzel örneklerini gördüm sevgili Hocam'dan.Aradan uzun yıllar geçti ve hala o sıcaklığı hep hissederim yüreğimde,o alçakgönüllülüğü hep yaşarım beynimde.Zaman çok ş


